Kına gecesi, her genç kız için heyecanın dorukta olduğu, biraz sevinç ve biraz hüznün birlikte yoğrulduğu önemli bir gece. Kına Gecesi Türküleri ve Ağıtları kültürümüzün önemli bir parçası…
Kına gecesi, her genç kız için heyecanın dorukta olduğu, biraz sevinç ve biraz hüznün birlikte yoğrulduğu önemli bir gece. Her yörenin kendine has kına gecesi türküsü bulunuyor ve bu türküler eşliğinde gelin ile damadın kınası yakılıyor. Gelinin annesi ve babasının hayatı boyunca yaşayacağı en duygusal anlardan biri gerçekleşiyor böylece. Biricik kızları yuvadan uçuyor ve yakılan kına bu gidişin habercisi. Bu yüzden gözler yaşlı. Sımsıcak Anadolu coğrafyasının her köşesinde ayrı bir türkü söyleniyor böyle durumlarda. Her yörenin kendine özgün kına gecesi türküleri bulunuyor.
Kına gecesi adetinin çıkışı için öncelikle kınanın Türk tıp tarihindeki önemine değinmek gerekir. Eski Türklerde kına, veba hastalığını tedavi etmek amacıyla kullanılırken, 15 ve 19’uncu yüzyıllar arasında baş ağrısı, çiçek hastalığı ve göz ağrısı için de başvuru kaynağıydı. Sonra ne mi oldu? Kınanın sağlık açısından faydasının yanında, güzellik için de kullanılabilecek bir madde olduğu ortaya çıktı. Bu sayede kına düğünlerin de vazgeçilmezi oldu ve kına geceleri yapılmaya başlandı. Her yöre insanı kendince başka başka adlar verdi bu geceye. Bursa’da el kınası, Malatya’da gelini kınaya çekme, Muğla’da kına düğünü, Ordu’da baş bağlama adlarını aldı. Öyle ki Anadolu dışında yaşayan Türkler de farklı farklı isimlerle andı bu geceyi. Azerbaycan Türkleri kına yahtı gicesi, Tatar Türkleri de kına toyu adını verdi.
Kınanın nasıl yakıldığına gelecek olursak: Oğlan evinin aldığı kuru kına, oğlan evinde toplanan kadınlar tarafından kız evine götürülür. Kına, gümüş veya bakır bir tas içinde “başı bütün” yani “başından ayrılık geçmemiş” bir kadın tarafından yakılır. Hem bereket dileği hem de kına yakılan kişiye baht açıklığı umuduyla, gelinin sağ avucuna bozuk para veya altın konulur, ki evlilikleri bereketli olsun. Ayrıca her yöreye has kına figürleri de bulunur. Sıvama, yüksük, burmalı, kedi pençesi, dilberdudağı, kuşgözü ve iplik kınası olmak üzere pek çok çeşidi var kınanın. Kına, genellikle gelinin eline yakılmakla beraber, Erzincan’da gelinin eline ve ayak parmaklarına da yakıldığı görülür. Bunun yanı sıra Çukurova Kenzin Yaylası’nda yapılan düğünlerde, gelinin boynunun kütüğüne, yani ensesine de bir sıkım kına yakıldığı bilinir.
Kına yakma merasimlerinde kimi zaman türküler kimi zaman ağıtlar yakılır. Her yöre kendi musiki zevkine göre bir türkü yakar bu özel gün için…
Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler
Uçan da kuşlara malum olsun
Ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı
Ben köyümü özledim
Veya,
Kınayı getir aney
Parmağın batır aney
Bu gece misafirem
Koynunda yatır aney
gibi. Kimi zaman da türkülerin yerini ağıtlar alır:
Kapınızda kulp muyudum
Pecenizde ot muyudum
Bu yıllıkta dursayıdım
Üstünüze yük müyüdüm
Ana gızın çok muyudu
Bir kız sana yük müyüdü
Gırılası emmilerim
Heç oğlunuz yok muyudu
Yorumlar (1)
çok güzel